2/2/2009 ·

İlk Yunan tanrıları

   Günümüzde genellikle Hesiod'unki baz alınsa da tarih boyunca birbirinden çok farklı Yunan theogonileri olmuştur.

* Homeros'a göre Okeanos ve Tethys tüm tanrıların çıkış noktalarıydı.

* Hesiod'a göre ilk önce Khaos vardı. Daha sonra sırayla Gaia, Tartarus, Eros, Erebus, Pontus, Ourea, Kronos, Nyks, ve Aether oluştu.

* Orfik şiir Nyks'i ilk yaptı.

* Alkman, Thetis'i ilk tanrıça yaptı.

Bunların dışında, Yunan filozof ve düşünürleri de kendi primordiyal tanrılarıyla, kendi theogonilerini oluşturmuşlardır.

Titan (mitoloji)


Titanlar, , Yunan mitolojisine göre efsanevi Altın Çağ'da dünyayı yönetmiş olan güçlü tanrı ırkıdır.

Genellikle baz alınan Hesiod'un theogonisine göre en başta oniki Titan vardı. Bu Titanlar değişik kavramlarla özdeştirilmiştir. Örnek olarak, okyanus, hafıza, görüntü ve doğal kanun verilebilir. Baştaki oniki Titan daha sonra başka Titanları doğurdular. Bunlardan bazıları Prometheus ve Atlas'tı. Titanlar, babası Uranus'u tahttan atan Kronus tarafından yönetilmiştir. Titanlar ise Olimposlu tanrılar tarafından tahttan indirilmiştir.

İlk başta olan, orijinal oniki Titan ve simgeledikleri kavramlar aşağıdaki gibidir:

* Okeanos -- Okyanus

* Tethys -- Deniz

* Hyperion -- Gözlem

* Theia -- Görüntü

* Koios -- Akıl

* Phoebe -- Zeka

* Kronus -- Tarımsal bereket

* Rhea -- Cinsel bereket

* Mnemosyne -- Hafıza

* Themis -- Adalet

* Krios --

* Iapetos --


__________________

“Behey kurre kere, eğer bu millet dilini istemiyorsa, dağa futbol oynamaya mı çıkıyor?”

 

Isterseniz yanlıs düşünün, ama her durumda kendi kafanızla düsünün..



Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca ''dur!'' diyen olmaz artık,

Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez oluverirler.

Çekilen acılar dayanlımaz olunca duyulmaz artık hiçbir çığlık.

Çığlıklar

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

2/2/2009 ·

MISIR MİTOLOJİSİ

Mısır mitolojisi diğer ulusların mitolojilerinden belirgin çizgilerle ayrılmaktadır. Bizim mantık anlayışımızla Mısır mitolojisini anlamak imkansızdır. Burada her şey sembollerle ifade edilmiştir. Mısır mitolojisinin temelinin olaylar değil, olayların arkasına saklanmış felsefi düşünceler oluşturmaktadır.

Eski Mısırlılar büyüye ve büyücülere çok inanırlardı. Bazen büyücüleri tanrılarla bir tuttukları da oluyordu. Büyüler onlara göre son derece doğal olaylardı. Mitolojide de büyüler kendi yerlerini almıştı. Mısır Mitolojisi'nde geçen öyküye göre, babası Güneş tanrısı Osiris'i öldüren Seth'den öç almak isteyen Horus'un gözü, kavga sırasında aynı zamanda amcası olan karanlıklar ve kötülükler tanrısı Seth tarafından parçalanır. Bilimlerin ve tıbbın kurucusu olan Toth parçaları toplar ve gözü eski haline getirir. Ancak 1/64'lük parçası ek ve bu parça Toth'un büyü ve sihir gücü tarafından tamamlanır. Daha sonra Horus'un bu gözünü simgeleyen hiyeroglif resim, uzak görüşlülüğün, beden dokunulmazlığının ve sonsuz doğurganlığın simgesi olarak, gemi, araba mumya, vazo gibi nazardan korunması gereken gereçlerin üzerine çizilmeye başlanmıştır.

Mısır'da Kral (Firavun), bir Tanrıdır ve ülkenin diğer tanrıları ile arkadaşlık edebilir. Mısır firavunları çoğunlukla zorba, baskıcı, savaşçı ve acımasız kişilerdir. MÖ 14. yüzyılda başa geçmiş olan IV. Amenofis tek bir yaratıcıya inanılması gerektiğini savunmuş ve bu yüzden Amen rahipleri tarafından öldürülmüştür. Mısır'ın ilahi hükümetleri daimi ve değişmez niteliktedir. Bu bağlamda en üstün Mısır tanrısının Güneş Tanrısı Ra olduğu düşünülür. Mısır'ın arkaik dönemine baktığımızda farklı yerlerde farklı tanrıların önem kazanmış oldukları görülmektedir. Heliopolis'de Ra, Memfis'de Ptah , Busiris'de Osiris önemli tanrılar arasındadır. Mısırlılar için ölüm diye bir şey yoktur. Devamlı olarak Osiris'ten (yarı-ölüm) Horus'a (yarı-yaşam) ve sonra tekrar Osiris'e bir geçiş yaşanır. Bu yüzden Mısırlılar öldüklerinde tanrı-krallarını mumyalarlar ve onlara günlük hayatta lazım olacak gıda ve içecek sağlarlar.



Ölüm ve Mumyalama

Antik Mısır'da çok kompleks ve gelişmiş bir ahiret inancı ile birlikte ölü bedeni ve ruhu huzurlu bir ahiret hayatına hazırlamak için yapılan birçok ayin ve uygulama vardı. Ruh ve ahirete dair inanç özellikle vücudun korunmasında yoğunlaşmıştı. Buna göre tahnit ve mumyalama, kişinin kişiliğini ve kimliğini ahirette koruyabilmesi için uygulanmaktaydı.

Mumyalama işlemi ölüyü öbür dünyadaki yaşamına hazırlamak için yapılan bir dizi törenden sadece başlangıç olanıdır.Bu işlem insanların yanı sıra boğa,timsah,kedi gibi hayvanlar içinde yapılmaktaydı.Arapça ve Farsça'da "Mumiya" doğada bulunan katran ve bunun karışımlarına denilir,ilaç olarak da kullanılırdı.Gerçekte ölünün bedenini konserve edercesine korumak için yapılan "Tahnit" işleminde katranın kullanılması,onu mumya ile eş anlamlı yapmıştır.
Mumyalama işlevi şöyle gerçekleştirilirdi:

Önce ölü yıkanir. Burnundan sokulan aletlerle beyin boşaltılır.

Göz ve ağız boşukları,yağlı keten tamponlarla doldurulup göz kapakları kapatılırdı.

Rahip habeş denilen keskin bir opsidyenle vücudun sol tarafını açarak,içindekileri tamamen boşaltır ve bunları "Kanopik" denilen çömlek ve vazoların içine koyardı.Boşalan karın kısmı ve kadınların göğüs içleri,hurma şarabı ve kokulu bitkilerle temizlendikten sonra, reçine, tarçın,soğan ve kokulu mir ile karıştırılmış ağaç talaşı,yerleştirilirdi.

Açılan yerler dikildikten sonra Mısırlılar'ın "Net-jeryt" denilen ve kahire yakınlarındaki bir vadide bulunan "Natron" tozu sodyum karbonat veya Sodyum Klorit (tuz) ile karıştırılan madde içinde 40 veya 70 gün(soylular için 272gün) bekletilirdi.Böylece vücuttaki nem absorbe edilir,organik yapı antiseptik korumaya alınırdı.Bir çeşit insan salamurası olan bu işlemin sonunda eller göğüste veya karın üzerinde birleştirilerek vücut yatar durumuna getirilir ve kurutulurdu.

Son dönemlerdeki inanca göre, ölünün ruhu Duat'taki bir mahkeme salonuna Anubis (mumyalama tanrısı) tarafından götürülür ve ölünün kalbi, ki kalbin kişinin ahlaki durumunun kayıdı olduğuna inanılırdı, Ma'at'ı (Hakikat ve Adalet) temsil eden bir tek tüye karşı tartılır. Eğer sonuç olumlu ise, ruh Osiris tarafından Aaru'ya götürülür, yok eğer sonuç olumsuzsa iblis Ammit (Kalp Yiyici) - yarı timsah, yarı aslan ve yarı hippopotam - tartılmış olan kalbi yer (ve böylece yok eder) ve ruh Duat'ta kalmaya mahkûm edilir.


Yaratılış, Var Oluş ve Başlangıç


Mısırlılar başlangıçta evrenin kaosun kara sularıyla dolu olduğuna inanırlardı. İlk tanrı, Re-Atum, aynı Mısır karasının Nil'in taşan sularından her sene ortaya çıkışı gibi sudan (yükseldi ve) ortaya çıktı. Re-Atum'dan Şu (hava)ve Tefnut (nem) ortaya çıktı. Şu ve Tefnut'un iki çocuğu olduğu zaman dünya yaratıldı: Nut (gök) ve Geb (yer). Şu ve Tefnut karanlıklarda gezerken kaybolunca insanlar yaratıldı. Zira Re-Atum gözünü onları aramaya gönderdi ve onlara kavuştuğunda döktüğü sevinç gözyaşları insanlara dönüştü. Osiris Re-Atum'un oğlu ve Mısır'ın kralıydı. Erkek kardeşi Seth ise evrendeki kötülüğü temsil etmekteydi.

Osiris
'i öldürdü ve kendisi kral oldu. Osiris'i öldürdükten sonra vücudunu parçalara ayırdı, fakat İsis bu parçalardan çoğunu kurtardı.

Seth kendisini kral yapmış olsa da Osiris'in oğlu Horus tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Yenilen Set çöle sürülür ve fırtınaların tanrısı olur. Osiris Anubis tarafından mumyalanmış ve ölülerin tanrısı olmuştur. Horus kral ve firavunların atası oldu.

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

2/2/2009 ·

EVRENİN YARADILIŞI VE TANRILARIN YARATILIŞI

hesiodos'a göre başlangıçta khaos vardı. sonsuz bir boşluktu khaos. bu boşluktan gaia (toprak ana) doğdu ilkin; sonra ölüler ülkesinin en derin yeri tartaros; sonra eros (aşk); sonra yeraltı karanlığı erebos'la yeryüzü karanlığı nyks (gece) doğdu. erebos ve nyks birleşerek aither'(esir), yani dünya tabakasının üzerindeki arı ve ışıklı gök'ü ve hemera'yı (gün) meydana getirdiler.

toprak ana tek başına uranos'u (gök), pontos (deniz) ve dağları yarattı. peşinden, oğulları uranos ve pontos'la birleşerek, artık yaratılmış olan evreni tanrısal varlıklarla doldurdu.

gaia'nın uranosla birleşmesinden, altısı erkek altısı dişi olmak üzere on iki tane titan, üç kyklop, üç tane de hekatonkheir (yüzkollu) doğdu.

bu korkunç çocuklardan hem iğrenen hemde kuşkulanan uranos baba, onları doğar doğmaz toprağın derinliğine kapattı. kahırlandı gaia ve müthiş bir oyun düzenledi uranos'a. ak çelikten koca bir tırpan yapıp, kışkırttı oğullarını babalarına karşı. böylesine bir öneri karşısında titredi hepsi korkudan. yalnızca kurnaz kronos, kötü bir babaya acımayacağını, bu işi kendisinin üstleneceğini söyledi. sevindi gaia. pusuya yattı kronos. arzudan yanıp tutuşan uranos, gelip kara gecede boydan boya sarınca toprak ana'yı uzattı sol elini pusuda bekleyen oğlu ve sağ elindeki keskin tırpanla kesip attı bir anda babasının hayalarını.

fışkıran kanlar saçıldı toprağa. gebe kalan toprak, yıllar sonra öç tanrıları erinys'leri; parlak zırhlı uzun kargılı gigant'ları (devler) ve bir de orman perilerini doğurdu.

tırpanın kestiği hayalar ise denize düştü ve kaldı enginde uzun zaman. ak köpükler çıkıyordu tanrısal uzuvdan. güzel aphrodite türedi bu ak köpüklerden. geçip kythera'dan, kıbrıs'ta karaya çıktı. yürüdükçe yeşil çimenler fışkırıyordu narin ayaklarının altından.

böylece son buldu uranos yönetimi.

kronos, çok kalabalık bir dünya üzerinde egemenlik sürdü.

nyks: thanatos'u (ölüm), hypnos'u (uyku), düşler'i, okeanos ırmağının ötesinde altın elmaların yetiştiği bahçeye bekçilik eden hesperid'leri, kader tanrıçaları olan üç tane moira'yı, insanlarda ölçüsüzlüğü, kendine ve talihine aşırı güveni cezalandıran nemesis'i, ihtiyarlık'ı, kavga tanrıçası eris'i doğurdu.

annesi gaia ile birleşen pontos deniz tanrıları ve tanrıçaları meydana getirdi.

nereus'la doris'in evlenmesinden elli kız doğdu. bunlara nereus kuzları denir. thaumas'la elektra'nın birleşmesinden gökkuşağını simgeleyen harpya'lar oluştu.

koios'la phoibe'nin çiftleşmesinden apollon ve artemis'in anası leto ile yıldızlı gece asterie meydana geldi.

rheia ise kardeşi kronos'un yatağına girdi ve üç tanrı kuşağı olan olympos'lularu doğurdu. ne var ki, korktu kronos, oğullarından biri kral olup kendisini alaşağı edecek diye. bunun içinde rheia'nın doğurduğu her çocuğu yutmaya başladı. hestia, demeter, hera, hades ve poseidon doğar doğmaz doğruca babalarının midesine gittiler. buna çok üzülen rheia, son çocuğu zeus doğduğu zaman yaman bir kurnazlığa başvurdu: kocasına, yeni doğan oğlu yerine, koca bir taşı beleyip verdi.

zeus büyüyünce, babası kronos'a karşı eyleme geçti. yuttuğu bütün çocukları kusturttu ona.

zeus egemenliğini kabul ettirmek için her türlü yola başvurdu. ölüler ülkesinin en derin yerine inerek, porada tutsak bulunan kykloplarla hekatonkheir'leri serbest bıraktı. kykloplar ona gök gürlemesi, şimşek ve yıldırımı verdiler.

zeus, titanları ve typhon'u yenerek kronos'un son umudunuda suya düşürdükten sonra, artık evrenin tek egemeni olarak, kardeşleri arasında yetki bölümü yaptı. kendisi gök'ü aldı. kardeşi poseidon'a denizi, hades'e yeraltı ülkelerini verdi. yeryüzü ve olympos, ortak mülkiyet sayıldı.

zeus'un ilk eşi, okeonos kızı metis'tir. fakat metis'den doğacak bir erkek çocuğun, babasının yenip onun yerine tahta geçeceğinin bildirilmesi üzerine zeus, bilgeliği simgeleyen metis' doğum yaptığı anda yutar.

zeus'un ikinci eşi, adaleti simgeleyen themis'tir. themis'ten hora'lar ve moira'lar doğar.

okeanos kızı eurynome ile evlenmesinden kharitler (üç güzeller) meydana gelir.

dördüncü karısı mnemosyne'den ise dokuz esin perisi musa'lar doğar.

zeus'un asıl bundan sonraki evlilikleri olympos kuşağının oluşmasını sağlar.

kardeşi demeter'den, sonradan hades'in eşi olacak persephone doğar. leto zeus'a apollo ve artemis'i verir.

hesiodos'un, en son karısı dediği hera'dan, savaş tanrısı ares ateş tanrısı hephaistos, gençlik tanrısı hebe ve ve doğumlara bakan ebe tanrıça eileithyia doğar.

zeus kendi alnından athena'yı yaratır. atlas'ın kızı maia'dan hermes; kadmos'la harmonia'nın kızı semele'den dionysos doğar.

evrenin yeni egemenleri devlerin saldırısına uğrarlar.

gaia, uranos'un kesilen hayalarından akan kandan gebe kalmış ve devleri doğurmuştu.

devler, dağları üst üste yığarak olympos'a saldırırlar. kehanete göre, onları yanlız ölümlü bir insan yenecektir. zeus, bu yüzden herakles'e başvurur. tanrılarla devler savaşına pek çok tanrı katılır. devlerden enkelados kaçarken, athena üzerine sicilya adasını fırlatır. bir başka dev olan pallas'ın ise derisini yüzüp savaşta zırh olarak kullanır. kısaca, titanların başına gelen, devlerin de başına gelir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

2/2/2009 ·

DÜNYANIN 7 HARİKASI


(Ziyaretçi Sayısına Göre)

HIERAPOLIS (Pamukkale)
EFES
ALANYA KALESİ
ASPENDOS
ZELVE AÇIKHAVA MÜZESİ (Kapadokya)
KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ (Kapadokya)
PERGE
DERİNKUYU YERALTI ŞEHRİ (Kapadokya)
TROIA
PERGAMON (Bergama)
SİDE
APHRODISIAS (Geyre)
PHASELİS (Antalya)
NOEL BABA KİLİSESİ

HELLEN PARA BİRİMİ

Dekadrachm =10 drachms 43g
Tetradrachm =4 drachms 17.2g
Didrachm(Stater) =2 drachms 8.6g
Drachm =6 obols 4.3g
Tetrobol =4 obols 2.85g
Triobol =3 obols 2.15g
Diobol =2 obols 1.43g
Trihemiobol =1 1/2 obols 1.07g
Obol =1/6 drachm 0.72g
Tritartemorion =3/4 obol 0.54g
Hemiobol =1/2 obol 0.36g
Trihemitartemorion =3/8 obol 0.27g
Tetartemorion =1/4 obol 0.18g
Hemitartemorion =1/8 obol 0.09g

Dünya arkeolojisine Türk katkısı

Türk arkeologlarının çalışmasıyla terimlerin Türkçe, İngilizce, Fransızca ve Almanca karşılıklarının sorgulanabileceği, düzeltmeler yapılabileceği ve yenilerinin eklenebileceği, 13 bin kelimelik "sözcük tabanı" internet ortamında hizmete sunuldu.
Türkiye Arkeolojik Yerleşmeleri (TAY) Projesi
"TAY Sözcük Tabanı"da arkeolojiyle ilgili tüm sözcüklerin yer aldığını, şu anda yaklaşık 13 bin kelimeye ulaşıldı. sadece 10 günde 25 kelimenin kullanıcılar tarafından önerilerek sözcük tabanına eklendi.
Sözcük tabanının herkese açık bir kaynak olduğunu, isteyenlerin verilen sözcükleri değiştirmek için öneride bulunabileceğini veya yenilerini ekleyebileceğini ifade eden Tanındı, şunları kaydetti:
"Bu projenin dünyada başka bir örneği daha yok. Türkçe, İngilizce, Almanca ve Fransızca olarak sözcük veri tabanını meraklıların hizmetine sunuyoruz.
İnternet üzerinden yayın yapan bu tip sözcük tabanları sadece birkaç ülkede var, ancak bunlar da sadece 2 dilde hizmet veriyor. Bizim yayınımız, 4 dilde arkeoloji ve arkeolojiye yardımcı bilimler ile ilgili terimlerin karşılıklarıyla yer aldığı bir veri tabanı.

ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ

FEN-EDEBİYAT FAKÜLTESİ

ARKEOLOJİ BÖLÜMÜ

Bölümün 1998 yaz aylarında kuruluşundan sonra, yüzey araştırmaları yapacak, bilimsel kazılara başlayacak ve bir peryodik çıkaracak Arkeolojik Araştırma ve Uygulama Merkezi kurulması önerisi, ÇÜ Senatosu'nun 29.01.2002 tarihinde yaptığı toplantıda kabul edilmiştir.

Bölümün anabilim dallarından olan Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans eğitimine 2004-05 Bahar yılında 4 öğrenci ile başlanmıştır.

2005-06 eğitim-öğretim yılında ise, yine Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı'nda Lisans eğitimine başlanması planlanmaktadır.

Daha önce Antakya Mustafa Kemal Üniversitesi'nde görev yapan Y.Doç.Dr.Ercan NALBANTOĞLU, Ağustos 2003 tarihinde bölümün Prehistorya Anabilim Dalı'nda göreve başlamış, Kasım 2003 tarihinde ise, Dekanlık tarafından Bölüm Başkanlığı'na atanmıştır.

MUĞLA ÜNİVERSİTESİ
Fen Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü


İlk olarak 1993 yılında üniversitemizin Fen-Edebiyat Fakültesi bünyesinde Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü adı altında Klasik Arkeoloji ve Sanat Tarihi anabilim dallarını kapsayacak şekilde kurulan bölümümüz, 2003 yılında Arkeoloji Bölümü olarak ayrılmıştır. Yapılanmasını hızla tamamlama aşamasında olan bölümümüzde 1996 yılından günümüze dek lisans üstü düzeyde eğitim verilmektedir.

Arkeoloji uluslararası alanda ülkemizin yabancı üniversiteler ve araştırmacılarla rekabet ettiği ve yabancı dilde en çok yayın yapılan bölümlerin başında gelmektedir. Ülkemizin sahip olduğu arkeolojik kalıntıların zenginliği bu rekabeti her zaman geliştirme ve geleceğe taşımak için büyük bir potansiyeldir. Bunun bilincinde olan üniversite yönetimimiz bu gerekçeler nedeniyle lisans üstü eğitimi lisans eğitiminden önce başlatmış ve halen bölümümüzde eğitim gören yüksek lisans öğrencilerinin hizmetinde olan Karya Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin (KAUM) kurulmasına ve geliştirilmesine olanak tanımıştır.

Arkeoloji Bölümünde Yabancı Dil Hazırlık programı yoktur. Bölüme girecek olan Yüksek Lisans öğrencilerinden Yabancı Dil bilme şartı aranmaktadır. Ayrıca bölümümüzde bölüm fotoğraf arşivini oluşturmak amacıyla fotoğraf laboratuarı bulunmaktadır.

Bölümümüzde bugüne dek Karya Bölgesi'nin dip tarihini aydınlatabilmek ve bölge malzemesinin ciddi boyutlarda araştırılmasını sağlamak amacıyla "Karia Bölgesi Kültür Envanterinin Çıkarılması" ve "Karya Dip Tarihi" projeleri kapsamında yüzey araştırmaları ve Bodrum Yarımadası'nda Pedasa ve Milas-Damlıboğaz (Hydai) kazı çalışmaları yapılmaktadır. Yüzey araştırmaları ve bilimsel kazı çalışmalarımız sistematik bir şekilde devam etmekte olup bu çalışmaları önümüzdeki yıllara taşımak en büyük hedeflerimiz arasındadır.

Muğla Üniversitesi Arkeoloji bölümü yeni yapılanmakta olan bir bölüm olduğu için henüz sadece Yüksek Lisans imkanı vardır.

OLYMPIA, OLİMPİYATLAR, ZEUS TAPINAĞI, Dünyanın yedi harikasından biri ZEUS HEYKELİ

Yunanistan'ı istila eden Dorlar, Myken kökenli tanrılardan bazılarını kabul edip bazılarını tasfiye ettiler. Yani kendi dini sistemlerini bölgeye getirdiler. Bu sistemle Olymphos Dağının tanrı ve tanrıçaları ortaya çıktı. Bunlar zamanla tüm yunanistan'da kabul görerek resmi tanrıları oldu. Olimphia kentinde, VII. yy.da bu tanrılardan Zeus adına olimpiyat oyunları düzenlenmeye başladı. Olimpiyatlar, her yıl ağustos ayında, dolunayın görülmesiyle başlardı. Beş gün sürerdi. Sporcular çıplak yarıştıkları için, kadınların seyretmeleri kesinlikle yasaktı.

Önceleri bir koruluk bir tanrıya adanırdı. Olymphia kentinde de Zeus'a adanmış bir koruluk vardı. Bu koruluk Dorlarda önce, dönemin toprak tanrıçası Rheia/Rhea adanmıştı.
Tanrılar koruluktan çıkıp tapınaklara geçince, Bu kentte de Zeus Tapınağı yapıldı.

Olymphia Zeus Tapınağı, MÖ. 456'da tamamlandı. Yapımı on yıl sürdü. Elis'li mimar Libon tarafından tasarlandı. Eleanlar'ın savaşlarda elde ettikleri ganimetlerle finansı sağlandı.
Dor stilinde inşa edildi. 13x6 , 34 sütun üzerinde yükseliyordu. Sütunların çapı; 2.2 m. Boyları 10.4 m. idi. Tavanı Pentel mermerleriyle döşenmişdi. Çatısını 102 adet, mermerden yapılmış, aslan başlı çörten (su oluğu) süslüyordu. Taınağın doğusundaki alınlıkta; Zeus'un, Pelops ile Oinomaos arasındaki araba yarışının hazırlıkları yönetişi, batı alınlıkta; Lapitlerle Sentorlar arasındaki savaşların kabartmaları yer alıyordu. Akroterleri, bronz üç ayaklardan oluşuyordu. Frizlerinde, Herakles'in 12 işi izleniyordu.

Zeus Heykeli; altın ve fildişin yapılı heykel, 13 m. yüksekliğinde ve tahta oturur şekildedir. Dünyanın yedi harikasında biridir. Heykeltıraş Pheidias tarafından yapıldı. Heykeli yaptığı atölye, tapınağın yanında halen görülür.
Heykelin önünde görüntüsünü yansıtacak dikdörtgen bir havuz yapılmıştı. Havuz, fildişinin çatlamasını da önlemesi için zeytinyağıyla dolduruluyordu.
Roma İmparatoru Caligula, İS. 40 yılında heykeli Roma^ya taşımak istedi. İşçiler çalışırken, heykelden boğuk kahkahalar yükselince işçiler korkup kaçtı. (İçindeki ahşap iskeleti çatırdamış olmalı)
İS. Sonra 4. yy. da Konstantinopolis/ İstanbul'a saraya getirildi. İS. 475 yılında ki büyük yangının kurbanı oldu.

Pausinias'ın İS. 2. yy. da yazdığı "Yunanistan'ın Tasviri" adlı kitaptan:
";Tanrı tahtın üzerinde oturuyor. Altı ve fildişinden yapılmış. Başında zeytin dallarından taç var. Sağ elinde yine altın ve fildişinden zafer figürü. Sol elinde, ustalıkla işlenmiş metal bir asa. Asanın tepesinde tünemiş bir kartal. Tanrının sandaletleri, hayvan figürleri ve zambaklarla bezeli giysisi altından. Taht altın, değerli taşlar, abanoz ve fildişiyle, oyma ve boyalı figürlerle bezeli. Devasa ölçüleri, izleyenlerin üzerinde bıraktığı etkiden çok uzak."

Dünyada ilk kez Sidon'lu Antipatros, kendi çağında var olan yedi anıtı " Dünyanın yedi harikası " olarak adlandırmıştır

Hepimiz dünyanın yedi harikası diye bir konseptin varlığının farkında olsak da pek azımız yedi harikayı bir çırpıda sayabilir.

Dünyanın yedi harikası M.Ö 2.yy.'da seçildi.

Böyle bir sıralama yapma düşüncesi ilk olarak M.Ö 5.yy.'da Herodot'un tarihçesinde geçti. Bir süre sonra Yunanlı tarihçiler o zamanların en büyük abidelerini seçtiler. İskenderiye Kütüphanesi'nin baş kütüphanecisi Finikeli Callimachus (M.Ö. 305 - M.Ö. 240) "Dünyadaki Harikaların Bir Listesi" adlı eserini bu dönemde yazdı. Bu liste hakkında tüm bildiğimiz, sadece bu başlık. Çünkü kitap İskenderiye Kütüphanesi'yle beraber kül olmuş durumda. Liste, eski çağın muhteşem yedi yapıtını karşılaştırıyordu.
Günümüzde arkeolojik kazılar bu harikaların gizemine biraz açıklık getirebiliyor. Yapanlar için bu harikalar, dinin, mitolojinin, sanatın, gücün ve bilimin birer simgeleriydi. Bizim için ise yedi harika, insanoğlunun çevresini değiştirme ve muhteşem yapılar yapabilme yeteneklerinin bir simgesi.

KEOPS PİRAMİDİ

Sanıldığının aksine 3 piramidin hepsi dünyanın yedi harikası listesine dahil değil. Piramitlerden sadece Keops Piramidi bu listeye girdi. Keops Piramidi aynı zamanda dünyanın yedi harikasından günümüze dek ayakta kalabilmiş tek yapı. Piramit 4. Hanedanlık zamanında M.Ö. 2560 yılında Firavun Khufu (Keops) tarafından yaptırıldı. Keops Piramidi'nin yapımının 20 yılı aştığı sanılıyor. Piramit yapıldığında 145.75m yüksekliğindeydi. Yapıldığından itibaren 43 yüz yıl boyunca da dünyadaki en uzun yapı olarak kayıtlara geçti.

ZEUS HEYKELİ

Zeus Heykeli M. Ö 450 yıllarında Olympia'da yapıldı. Heykel, adına olimpiyat oyunları düzenlenilen, Yunanlıların en büyük tanrısı Zeus için yapılmıştı. Zeus Heykeli bir tahta iskelet üzerine altın ve fildişi metal parçaların yerleştirilmesiyle yapılmıştı. Heykel tapınağa ancak sığabiliyordu, öyle ki Zeus ayağa kalksa tapınağın tavanı yıkılacakmış gibi bir hava veriyordu. Heykelin oturtulduğu taban 6.5m. genişliğinde ve 1m. yüksekliğinde, heykelin kendisi ise 13m yüksekliğindeydi. Olimpiyat oyunları 391 yılında Theodosius I tarafından putperestlik olarak suçlanıp sona erdirilince, Zeus Tapınağı da kapatıldı. Heykel zengin Yunanlılar tarafından Constantinople'e taşınmıştı ve orada 462 yılındaki büyük yangında yok olana dek kaldı.

ARTEMİS TAPINAĞI

Artemis Tapınağı M.Ö. 550 yılında Efes antik kentinde yapıldı. Tamamiyle mermerden oluşuyordu. Lidya kralı Croesus tarafından yaptırılan yapı, Yunan mimar Chersiphron tarafından tasarlanmıştı ve dönemin en büyük heykeltıraşları Pheidias, Polycleitus, Kresilas ve Phradmon tarafından yapılmış olan bronz heykellerle süslenmişti. Tapınak hem bir pazaryeri, hem de bir dini müessese olarak kullanılıyordu. Artemis Tapınağı M. Ö. 21 Temmuz 356 yılında adını ölümsüzleştirmek isteyen ve ne yazık ki bunu başaran Herostratus adlı biri tarafından yakıldı. İşin ilginç yanı, aynı gece Büyük İskender doğdu. Hatta bu olaydan bir zaman sonra Anadolu'yu fethettiğinde Artemis Tapınağı'nın yeniden yapılmasına yardım etti.

RODOS HEYKELİ

Yapılışından yok oluşuna kadar yalnızca 56 yıl geçmesine rağmen, Rodos Heykeli dünyanın yedi harikasından biri olmayı başardı. Rodos Heykeli yapıldığında sadece devasa bir heykel değildi. Heykel Rodos adasındaki insanlar için beraberliğin bir simgesiydi. Rodos Heykeli'nin yapılması tam 12 yıl aldı ve M. Ö. 282 yılında bitirildi. Heykel yaklaşık 33 m. boyundaydı; demir ve taşla desteklenmiş bronzdan oluşuyordu. Liman girişinde bulunan heykel M.Ö. 226 yılında bir deprem sonucunda en zayıf noktası olan dizinden kırıldı. Rodoslular, Firavun Ptolemy III Eurgetes'den restorasyon için yardım teklifi aldılarsa da, bir kahine başvuruldu ve yardım reddedildi. Neredeyse 1000 yıl boyunca heykel harabe halinde kaldı. 654 yılında Araplar Rodos'u istila ettiler. Heykelden kalanları Suriyeli bir Yahudi'ye sattılar. Söylenildiğine göre bütün parçaları Suriye'ye 900 tane devenin sırtında taşınmış.

MAUSOLEUM

Mausoleum, Kral Mausollos için karısı ve kız kardeşi tarafından yaptırılmış bir mezar. Bodrum içinde yapılmış ve yapımı M.Ö. 350 yılında tamamlanmış. Tabanın üstünde kenarları heykellerle süslenmiş basamaklı bir podyum bulunuyordu. Altınla süslü su mermerinden yapılmış lahit ve mezar odası, podyumun üstünde bulunuyordu ve iyonya tarzı kolonlarla çevrilmişti. Sıra sütunlar, yine heykellerle süslenmiş bir piramit çatıyı destekliyordu. Dört tane savaş arabasıyla çekilen bir savaş arabası heykeli ise piramidin tavanını donatıyordu. Mausoleum'un toplam yüksekliği 45 m. idi. Mausoleum'un her tarafındaki 4 heykelin her birini bir heykeltıraş yapmıştı. Bu heykeller, tanrıların değil de insanlar ve hayvanların heykelleri olmasından dolayı tarihte özel birer yer tutarlar. 16 yüzyıl boyunca Mausoleum iyi bir durumda korundu. 15.yy da Haçlı Seferleri sırasında St.John şövalyeleri bölgeye geldiler ve bugün Bodrum Kalesi olarak geçen büyük bir kale yaptılar. Bu kalenin yapımında Mausoleum'un nerdeyse bütün taşları kullanıldı.

İSKENDERİYE FENERİ

Büyük İskender'in ölümünden sonra kumandanı Ptolemy Soter, Mısır civarında güçlendi ve İskenderiye'yi kendine başkent yaptı. Kent kıyısında Faros isimli bir ada bulunuyordu. Bu adaya bir fener kulesi yapılmak istendi. Yapı, Euclid'in bir çağdaşı olan Sostratus tarafından İskenderiye Kütüphanesi'nde tasarlandı. 117 m. boyundaki Fener'in en gizemli yanı aynasıydı. Bu aynanın yansıttığı ışık gece yaklaşık 50 km. mesafeden görülebiliyordu. Araplar Mısır'ı fethettiklerinde İskenderiye'ye hayran oldular. Ama stratejik açıdan başkentlerini Kahire'ye kaydırdılar. Fener depremlerden epey zarar gördü ve 1480 yılında Memlüklüler tarafından şehri korumak için yapılan bir kalede malzemeleri kullanılmak üzere yıkıldı.

BABİLİN ASMA BAHÇELERİ

Yunanlı coğrafyacı Strabo'nun M.Ö. 1. yy.'daki tanımlamasına göre, bahçeler birbiri üzerinde yükselen kübik direklerden oluşuyordu. Bunların içleri çukurdu ve büyük bitkilerin ve ağaçların yetişebilmesi için toprakla doldurulmuştu. Kubbeler, sütunlar ve taraçalar pişmiş tuğla ve asfalttan yapılmıştı. Yüksekteki bahçeleri sulamak için Fırat nehrinden zincir pompalarla su yukarılara çıkarılıyordu. Bu şekilde üst seviyelere taşınan su, bahçeleri sulayarak teraslardan aşağıya doğru akıyordu. Bahçeler Nebuchadnezzar'ın sıla hasreti çeken karısı Amyitis'i neşelendirmek için yapılmıştı. Amytis, Medes Kralı'nın kızıydı ve iki ülkenin müttefik olması amacıyla Nebuchadnezzar ile evlendirilmişti. Onun geldiği ülke yeşil, engebeli ve dağlıktı. Mezopotamya'nın bu dümdüz ve sıcak ortamı onu depresyona itmişti. Kral, karısının sıla hasretini gidermek için onun memleketinin bir benzerini yapmaya karar verdi. Yapay dağlar ve suların akacağı büyük teraslar yaptırdı.

KONSİL TOPLANTILARI

1. İznik (Nikaia) 325
2. İstanbul (Konstantinopolis) 381
3. Efes (Ephesus) 431
4. Khalkedon 450-457
5. İstanbul II(Konstantinopolis) 553
6. İstanbul III (Konstantinopolis) 680-681
7. İznik II (Nikaia) 787

TÜRKİYEDEKİ ROMA ÇAĞI AKUADÜKLERİ



1. Ahat Köy - AKMONIA (Greek / Roman) -weber1905 -fahlbusch1982
2. Doganyurt - ALABANDA -özis1991 -bean1971 -ozis1995
3. Karpuziu/Demircideresi - ALEXANDRIA ad Latmum / ALINDA (in Caria) -pecs -pecs-image -bean1971
4. Amasya - AMASEIA (2x) -merckel1899 -gregoire1910 -nicholson1993
5. Anavarza Kalesi - ANAZARBOS in Cilicia -merckel1899 -hellenkemper1986 -hild1990 -talbert2000
6. near Myra -ANDRIAKE -chanson2000 -murphy&mengel2000
7. Eski Anamur - ANEMURION (2x) -merckel1899 -hild1990
8. Aliagaçiftligi - ANTIOCHIA (ad Meandrum)(Greek) -weber1904 -wikander2000p646
9. Harbiye->Antakya - DAPHNE->ANTIOCHIA (on the Orontes) -chowen1956 -downy1961 -lassus1983 -wilson1996 -wikander2000p587n53 -talbert2000
10. Yalvaç - ANTIOCHIA (in Pisidia)(2x)(Greek/Roman?) -weber1904 -fahlbusch1982 -belke1990 -owens1997
11. Eski Stanbul - ANTIGONEIA/ALEXANDRIA TROAS (role of Herodes Atticus) -merckel1899 -stephens1985a -wilson1996 -leveau1991 -cook1973
12. Dinar - APAMEA / KIBOTOS (Greek/Roman?) -weber1904 -fahlbusch1982 -belke1990
13. Geyre - APHRODIDIAS -weber1904 -robert1954 -ozis1995 -talbert2000
14. Aspendos - ASPENDUS (incl. siphon) -eaa1958 -front2p174 -ward-perkins1955 -fahlbusch1982 -hodge1992p428 -ozis1995 -grewe1998 -kessener2000 -talbert2000
15. Uçkapi - ARIASSOS -mitchel1990
16. Çölkayagi - BALBOURA (inscription only) -naour1978
17. Sulmenli - BLAUNDOS (Greek/Roman) -weber1905 -fahlbusch1982
18. Kizkalesi (Gorgos) - CORYCUS / KORYKOS -hild1990 -hodge1992p417n29 -ozis1995 -grewe1998 -talbert2000
19. Girme - CREMNA -mitchell1988 -owens1991
20. Uzuncaburç - DIOCAESAREA -hild1990 -ozis1995 -talbert2000
21. Isikli - EUMENEIA (insciption only?) -belke1990 -mama IV.333
22. Selçuk - EPHESUS (incl Greek siphon)(Aqua Troessitica, Aqua Iulia and other) -jordanides1905 -eaa1958 -wissowa suppl12col1604 -fahlbusch1982 -tölle1990p46 -wikander2000p593 -front2p180 -adam1984p265 -ozis1995
23. Gözene - EPIPHANEIA (2x) -heberdy1896 -hellenkemper1986 -hild1990 -talbert2000
24. Foca -PHOCAEA -ozis1995
25. near Ovacik - GERGA -ozis1995
26. Eregli - HERACLEA -hoepfner1966
27. Pamukkale - HIERAPOLIS -ozis1995
28. Bodrun Kalesi - KASTABALA / HIERAPOLIS -hild1990
29. Troia - ILIUM -cook1973 -talbert2000
30. Asinkalesi -IASOS -tomasello1991 -wilson1996 -tölle1990 -ozis1995
31. Muttalip Höyügü - KATABOLOS / MOUTLOUBAKE -hellenkemper1986 -hild1990
32. Istanbul (Aqua Hadriana) - CONSTANTINOPOLIS/BYZANTIUM -dalman1933 -cecen1992 -muller1977 -talbert2000
33. Istanbul (Valens Aqueduct) - CONSTANTINOPOLIS/BYZANTIUM -dalman1933 -dirimtekin1959 -cecen1992 -crow1998 -bono2001 -aw2002p108
34. Istanbul (Aqueduct of Theodosius) - CONSTANTINOPOLIS / BYZANTIUM -dalman1933 -dirimtekin1959 -cecen1992 -ozis1995 -talbert2000
35. Dagpazari - KOROPISSOS -hild1990
36. Eski Hisar -LAODICEA ad Lycum -weber1898,1904 -front3p133 -fahlbusch1982 -belke1990 -tölle1990 -hodge1992p444n37 -thlit -ozis1995 -talbert2000 -aw2001p416
37. Manisa - MAGNESIA AD SIPLUM (Greek/Roman?) -weber1905 -fahlbusch1982 -wikander2000p43
38. Lara Manastir - MAGYDOS -bean1968
39. Manavgat - MANAVA -tölle1990
40. Yeniköy - METROLPOLIS -weber1904
41. Milete - MILETUS -wikander2000p624 -ozis1995
42. Yakapinar - MOPS(O)UESTIA -hellenkemper1986 -hild1990
43. Milas - MYLASA -smith1976
44. Demre - MYRA -french1993 -talbert2000
45. Sultanhisar - NYSA / ATHUMBRA -ozis1995
46. Izmit (2x) - NICOMEDIA (unfinished?)(letter of Plinius) -merckel1899 -wikander2000p57n16 -hodge1992p389n5 -talbert2000 -wilson1996 -leveau 1991 -sahin1974
47. Incealiler - OENOANDA -stenton1986 -talbert2000 -wilson2000 -hodge1992p409n29,418n38
48. Koruma - OLBIA am Pontus -tölle1990
49. Ugra/Ura - OLBA -mama III -hild1990 -tölle1990p68 -ozis1995 -talbert2000
50. Gelemis -PATARA / ARSINOE (Greek & Roman)(Greek siphon) -merckel1899 -montauzan1908 -eaa1958 -fahlbusch1982 -stenton1986 -tölle1990p66 -hodge1992p419n38 -ozis1995 -wikander2000p43 -talbert2000
51. Aksu (2x) - PERGE -merckel1899 -front2p193 -eaa1958 -ozis1995 -wikander2000p59
52. Bergama/Pergamum/Kaikos - PERGAMON -wikander2000p50,634 -front2p22 -garbrecht1983 -ozis1995
53. Bergama/Pergamum/Madradag - PERGAMON -wikander2000p50,634 -garbrecht1983 -front2p22 -ozis1995
54. Bergama/Pergamum/Selinis - PERGAMON -wikander2000p634 -garbrecht1983 -ozis1995
55. Bergama/Pergamum/Aksu - PERGAMON -wikander2000p634 -garbrecht1983 -ozis1995
56. Ballihisar - PESSINOUS -vermeulen1994
57. Tekirova - PHASELIS -bean1968 -schafer1981
58. Alasehir - PHILADELPHEIA (Greek) -weber1905 -wikander2000p646
59. Viransehir - POMPEIUPOLIS -hild1990
60. Güllübahce - PRIENE (Greek & Roman) - MANISA -wissowa suppl9col1191 -ozis1995 -tölle1990p102 -wikander2000p470 -chanson2000 -talbert2000
61. Konuralp - PRUSIAS ad Hypium -ameling1985
62. Sülün - PRYMNESSOS - weber1905
63. Uluçinar - R(H)OSOS -hild1990 and/or Kislacay Köy - hellenkemper1986
64. SAGALASSOS (Greek & Roman)(2-4x) -waelkens1990
65. Salihli - SARDIS -wissowa1978
66. Samsat - SAMOSATA -sinclair1990 -ozis1995 -talbert2000
67. Ayes - ELAIOUSSE / SEBASTE -hellenkemper1986 -hild1990 -hodge1992p417n29 -ozis1995
68. Silifke - SELEUCIA (ad Calycadnum) -merckel1899
69. Cevlik - SELEUKEIA PIERIA -ozis1995
70. Zerk - SELGE -bean1968
71. Kale Tepe - SELINOUS - hild1990
72. Selimiye - SIDE -hodge1992p107 -wikander2000p25 -eaa1958 -front2p218 -mansel1963 -bean1968 -fahlbusch1982 -gorys1987 -grewe1994,1998 -ozis1995 -talbert2000
73. Sinop - SINOPE (+ letters Traianus <-> Plinius) -merckel1899 -fabre1992 -eaa1958
74. Izmir - SMYRNA (Ak Punár and Kará Punár)(Greek&Roman) -weber1899 -eaa1958 -wissowa vol3.A1col754 -petzl1987 -tölle1990 -hodge1992p136 -talbert2000 -wikander2000p646
75. Güllük Dag - TERMESSOS (in Pamphylia) -merckel1899 -tölle1990
76. Meryamlik - San Thekla Mons -mama III -hild1990 -talbert2000
77. Akhisar - THYATEIRA -weber1905 -petzl1976
78. Aydin - TRALLES/SELEUCEIA (ad MAEANDRUM) (Greek/Roman) -weber1904 -papaconstantinou1909 -fahlbusch1982 -wikander2000p43
79. Boli - TRAPEZOPOLIS (Greek/Roman?) -weber1904 -fahlbusch1982 -belke1990
80. Kemerhisar -TYANA (Greek/Roman?) -merckel1899 -hild1981 -fahlbusch1982 -talbert2000 -berges2002

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

29/1/2009 ·

D.BAKIR SURLARI

Resim: Diyarbakır Surları (Daha fazla resim için Diyarbakır bölümüne bakınız)

 





Diyarbakır’ın tarihi surlarını, estetik perspektiften değerlendirmek farklı bir özellik taşır. Yaklaşık 9000 yılı aşkın bir geçmişe sahip Diyarbakır surları o günden günümüze, tarihi, kültürel, estetik ve sanatsal şahsiyetine dokunulmasına izin vermeden ulaşabilmeyi başarmıştır. Çağların olanca tahribatına, yok ediciliğine, yıkımına karşın kendini korumasını bilmiş en etkili estetik görünümüyle Diyarbakır’ı “Müze Şehir” haline getirmiştir.

Diyarbakır, Anadolu’da binlerce yıldan beri bir çok medeniyetin canlı izlerini taşıyan bir tarih kültür ve sanat hazinesidir. M.Ö. 7000 yıllarında Çayönü’nden başlayan ve günümüze kadar gelen sadece bölgede değil dünya tarihinde de önemli roller oynayan bir çok uygarlık bu yörede değerli eserler bırakmışlardır. Bu eserlerin başında “Diyarbakır Surları” gelir.[1]

Diyarbakır Surları yapıldıkları dönemden (Roma İmparatorluğu, II. Konstantinus. M.S. 349) bu güne, her şeye rağmen fazla tahrip olmadan gelebilmiştir. Surlarda Roma, Bizans, Arap, Türk-İslam, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait son derece güzel ve birer Sanat eseri olan burçları, kapıları, kabartma ve figürleri yan yana görmek mümkündür. Bu yapıtların hem tarihi özelliği hem de o dönemler ait düşünce sistemi, sanat zevki, bitki ve hayvan zenginliği bakımından önemleri vardır. Anadolu eski tarih geçmişinin en önemli kültürel miras olan Diyarbakır surları, üzerinde taşıdığı bitkisel ve hayvansal motifler yanında kitabeleri oluşturan kaligrafik unsurlarla çok önemli, estetik değer taşıyan eserlerdir.

Eski Diyarbakır şehrini kuşatan kaleye Diyarbakır Surları diyoruz. Çin Seddinden sonra dünyanın en uzun, en geniş ve sağlam surlarından biri olduğu kabul edilir. Kale, Karacadağ’dan Dicle’ye uzanan geniş bazalt yaylanın doğu ucuna, zeminden yüz metre yüksekliğe kurulmuştur. Surların ilk yapılışı kesin olarak bilinmiyor. Fis Kayasına kurulu iç Kalenin, milattan 2.000 yıl kadar önce Hurriler Döneminde kurulduğu sanılıyor. Yazılı belgelere göre milattan sonra 349 yılında Roma imparatoru ikinci Constantinus (Kanstantinus) zamanında şehrin surlarla çevrildiği kalenin onarıldığı biliniyor 367 ve 365 yılları arasında şehrin batı surları yıktırılmış, Urfa Kapısı ve Mardin Kapısına uzanan bölüm yapılmış, altıncı yüzyılda Justinianus zamanında güçlendirilerek genel biçimini almış, daha sonraki yıllarda sürekli onarımlarla genişletilerek günümüze kadar ayakta kalmıştır.

Genel olarak kalkan balığı biçimini andıran Diyarbakır Kalesi, Dış Kale ve iç Kale olarak iki bölümden meydana gelmektedir. Dış Kale surlarının uzunluğu 5 kilometre kadardır Doğu–Batı doğrultusunda 1.700, kuzey - güney doğrultusunda 1.300 metrelik bir alanı kuşatmaktadır. Surların yüksekliği 10-12 metre, kalınlığı 3-5 metredir. Surlar üzerinde kuleleri birbirine bağlayan geniş bir yol vardır. Bu yol, 70 santimetre kalınlığında mazgal duvarları ile korunmuştur. Kalenin 81 burcundan en ünlüleri Evli Beden (Ulu Beyden), Yedi Kardeş ve Keçi (Kiçi) burçlarıdır. Burçların içinde koğuşlar, mahzenler, sarnıçlar ve depolar yer almıştır. Dış Kale ile iç Kale surlarında Romalılardan Osmanlılar kadar çeşitli devletlere ait yazıtlar (kitabeler) bulunmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz : Latince : Romalılar, 367 375 yılları arası, Yunanca: Bizanslılar, 440-528 yılları arası. Arapça yazıtlar : Abbasîler 909, Mervaniler 995-1035, Büyük Selçuklular 1088-1092, Şam Selçukluları 1093, İnallılar 1141, Nişanlılar 1154-1183, Artuklular 1188-1208, Eyyubiler 1236-1237, Akkoyunlular 1149-1479. Farsça yazıtlar Osmanlılar Dönemine aittir. 1525–1527 arası tarihlerini taşır. Dış Kalenin kapıları : Kuzeyde Dağ Kapışı (Harput Kapışı), batıda Urfa Kapışı (Rum Kapışı), güneyde Mardin Kapışı (Teli Kapışı), doğuda Yeni Kapı (Su Kapışı, Dicle Kapışı). iç Kalenin kapıları : Fetih Kapışı, Oğrun Kapışı, Saray Ka- pışı, Küpeli Kapış;, Fetih ve Oğrun kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları iç tarata şehre açılır. iç Kale Kanunî Sultan Süleyman zamanında 1524–1526 yılları arasında ikinci bir surla çevrilerek genişletilmiştir. Dış Kale surları içinde cami, medrese, türbe, kilise, han, hamam gibi tarihî eserler yer almaktadır. iç Kale surları içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları. Viran Kale, sarnıç ve cami bulunmaktadır.



Surların Büyük Burçları

Evli Beden Burcu (Ulu Beden Burcu): Artuklu Melik Salih tarafından 1208 yılında Mimar ibrahim’e yaptırılmıştır.

Yedi Kardeş Burcu: Artukoğlu Melik Salih adına 1208 yılında Mimar İbrahim’in oğlu mimar Yahya’ya yaptırılmıştır. Burcun üzerinde Selçukluların simgesi olan çift başlı kartal ile iki arslan kabartması, bunların altında da burcun yazıtı vardır.

Keçi Burcu (Kiçi Burcu): Mardin Kapısının doğusundadır. Diyarbakır surlarının üzerindeki en eski, en büyük burçtur.

Taş işçiliği

Diyarbakır surları, taş’ın bir büyük sanat eseri haline getiriliği muhteşem bir
abidedir. O, taş üzerindeki süsleme ve bezemelerle güzelliğin zirvesine çıkmış estetik bir abidedir. Taş işçiliğindeki sanatkarane ustalık, bugün Tarih ve Medeniyetinin önemi ile kültür ve sanatımızın sahip olduğu engin ve zengin değerlerimizi tartışmasız kabul edilir duruma getirmiştir. Bu duvarüstü taş işlemeciliğin bir büyük plastik sanat eseri haline getirmek ancak büyük bir sanat ruhuna sahip olmakla mümkündür. Bu Güzel sanat eserleri, bir kaç bin yıllık tarihimizin içinden süzülüp gelen ince işlenmiş " Altın taş " niteliği ile; eşsiz birer güzel sanatlar abideleri olacaktır. Diyarbakır surlarının Duvarlarım birer canlı sanat müzesi haline getirenler, acaba dünya sanat ve medeniyeti için başvurulacak birer kaynak eser niteliğini taşıyacaklarını, biliyorlar mıydı?



Süslemeciliği

Diyarbakır surlarının taş işçiliğini bir büyük sanat haline getiren önemli özelliklerinden biri de " Taş Süslemeciliğidir ". Kendi döneminin, yaşadığı ortamı ve kullandığı eşyayı göze en hoş gelecek şekilde süslemek, onu sanat anlayışı ile biçimlendirmek, Diyarbakır surları taş ustalarının, sorumluluğun ötesinde; doğal bir tutkuları olduğunu göstermektedir. Onbir ve onikinci yüzyıl Selçuklularının kendine öz kavramları, ilhanlıların parlak ve atak sanat ibdaları, Timurluların ince ve zarif sanat görüşleri, Memlükların, Celayirlerin, Muzafferilerin, Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenlerin ve nihayet Safevilerin süsleme sanatlarında gösterdikleri başarılı buluşlar, Türk Süslemesinin oluşmasında büyük rol oynadığı kesin olarak kabul edilebilir. İşte o dönemin Taş ustaları, süslemeleri ile taşı taş olmaktan çıkarıp bir büyük sanat eseri haline getirmeleri, Diyarbakır surlarını bir Güzel Sanatlar Galerisine dönüştürmüştür. Diyarbakır surlarındaki Süslemeciliğin tarihsel süreç içerisinde kendi geleneksel yorumlarına sıkı sıkıya bağlı kalarak surların kültür ve sanat dünyasında seçkin bir yer almasına neden olmuştur.



Kufi Kitabeler

Bin yıllara dayanan tarihi özelliği ile Küfî yazışı Diyarbakır surlarının duvarlarına bir başka biçimde özellik ve önem kazandırmıştır. Bu yazı ile taş, Tarihsel bir belge olmanın ötesinde plastik olgunluğun doruğuna çıkarak surlara bir yücelik kazandırmıştır. Türk sanatının her sahasında en iyi bir biçimde değerlendirilen hat sanatı taş üzerine yazılması yanında mimariye de hayat vermiştir. Bu taşlar üzerinde yer alan Küfî yazısı ile yazılmış kitabeler insanı maddi alemden mana aleminin sonsuz derinliklerine götürmektedir. Bitkisel bezemelerle bir arada şekillendirilen Küfî yazısı; bir taraftan tarihin "zaman tünelinden" geçerek günümüz insanına belge niteliği ile bilgi ulaştırırken, bir taraftan da güzelliğin esintileri ile ruhun derinliklerine işlemektedir. İnsan bu Tarihi manzara karşısında kendisinden geçmektedir. Kitabeler hemen hemen Diyarbakır surlarının önemli bir yüzünü çevre sarmaktadır.



Bitkisel Motifler

Sanat, milletlerin kültür ve zevklerini açıklayan, toplulukların geleneklerini, duygularını yansıtan bir kavram olduğuna göre bitkisel motifler "Taş Süsleme Sanatlarında " ne denli bir mucize olduğu, Diyarbakır surlarının duvarlarında görülür. Kendi devirlerini oluğu kadar kendi devirlerinin sonraki devirlerin de estetik değerlerini yönlendiren Diyarbakır surlarındaki Bitkisel motifli taş süsleme sanatı; Mazinin derinliklerinden gelen sır dolu esintilerini günümüz insanın ulaştırdığı gibi geleceğe de götürecektir. Bitkisel motifler yarı natüralistik, yarı stilize bir üslup ile çalışmıştır. Çeşit çeşit çiçeklerin yepyeni stilizasyonla Taş üstünde biçim bulduğu surlar sanki tarihi bir çiçek bahçesine dönüşmüştür. Bu bitkisel motifler dekorasyon sanatının ilk örnekleri olarak gösterilebilir.



Hayvansal Figürler

Diyarbakır surlarının en önemli özelliklerinden bir de, taş süslemeleri arasında hayvan figürlerinin yer almış olmasıdır. Hayvan figürlerinden oluşan kompozisyonlar bitkisel motifli Küfî kitabelerle yan yana yer almaktadır. Surları oluşturan taşların üzerine yerleştirilmiş ilginç kabartma hayvan figürleri görmek mümkündür.





Diyarbakır Surlarındaki Hayvan Figürlerinin Plastik Analizi

Diyarbakır Surları Yedi Kardeş Burcu Üzerindeki Hayvan Figürleri

Diyarbakır surlarının önemli ünitelerinden biri Yedi Kardeşler Burcudur. Artuklu dönemi eseridir. (1183-1232) Melik-el Salih ebu’l-feth Mahmut zamanında yapılmıştır (1208). Mimarı İbrahim oğlu Yahya’dır.

Yedi Kardeşler burcuna bakıldığında Bütünü kapsayan bir yüzeysel estetiğin sağlanmış olduğu görülür. Zeminden burcun zirvesine kadar hemen yüzeyin hemen her karesinde mimar ve uygulayıcıların estetik bir endişe taşıyarak form-inşada bulundukları gözlenir. Kitabeyi oluşturan kaligrafik istiflerden tutun da, alan boşluklarını dolduran hayvan figürlerinin yerleştirilmesine kadar sanat dili ili ile “espas”a yani dengeli boşluklar bırakılmasına özen gösterilmiştir.

Yedi Kardeşler burcunun yüzeyini hemen hemen iki eşit parçaya bölecek şekilde yerleştirilen bir şerit kaligrafik kitabe geniş taş yüzeyi üzerinde bir oya işlemesi gibi yer almıştır. Kitabenin başlangıç kısmının her iki tarafına simetrik olarak ejder başlı kuyruklara sahip aslan figürleri yerleştirmiştir. Burcun Sol-sağ tarafındaki Aslan figürleri kitabenin bulundu şerit üzerinde dış kabartma tarzında işlenmiştir. Hayvan figürleri burç yüzeyi üzerine, sağdan ve soldan dengeli boşluklar bırakılarak kompozisyon düzenli bir biçimde yerleştirilmiştir. Bu özellik Resim sanatının temeli olan desen çalışmalarında da hassasiyetle üzerinde durulan konulardan biridir. Konu için ayılan alanın yerli yerince değerlendirilmesi resim sanatının temel amaçlarından biridir. Konu gözü rahatsız edecek derecede küçük boyutlu olmadığı gibi kontur çizgisi dışına da taşmamalıdır. Aslan figürlerinde de bu plastik denge ideal bir biçimde uygulanmıştır. Aslan figürleri izleyiciye bir mesaj vermesi yanında iyi estetik değerleri de üzerinde taşımaktadır. Bu üslup bir yerde yazılarla benzeşen bir üslup olsa gerek. Kitabelerle Hayvan figürleri biçimsel farklılıklara rağmen öz’de birbirleri ile örtüşmektedirler. Yazılar ile hayvansal figürler aynı yüzey üzerinde birlerine kontrast düşmemektedirler. Bunun yanında rölyef biçiminde uygulanmış aslan ve çift başlı kartal figürlerin plastik olgunluğa sahip olması, sanatçısının iyi bir gözlem, tasarım ve uygulayım bilgisine sahip olduğunu göstermektedir.

Her iki aslan figürünün orta yerinde ise çift başlı kartal figürü bulunmaktadır. Aslan figürleri kimi tarihçilere göre mücadele, güç ve üstünlük sembolü olarak yorumlanmıştır. Buradaki aslan figürlerinin kullanılma nedeni de; bulunduğu yerin koruyuculuğu ve kollayıcılığı sembolize edebilir. İki aslan figürünün ortasında yer alan çift başlı kartal figürü ise; tarihte gelmiş geçmiş Türk İslam devletlerinin ve Selçuklular’ın simgesi olarak kullanılmıştır. Yedi Kardeşler Burcu üzerinde yer alan tüm bu hayvansal figürler ilginç stlizasyona uğratılarak biçimlendirilmişlerdir.



Yedi Kardeşler Burcu’nun (İzleyene Göre) Sağ Tarafında Yer Alan Arslan Figürü

Aslan figürünün genel biçimsel yapısına bakılırsa; güçlü bir stilizasyon görülür. Bazalt taşının sert olma özelliğine rağmen bu aslan rölyefindeki stilizasyon şaşırtıcı şekilde uygulanmış ve plastik açıdan başarı ile sonuçlandırılmıştır. Aslan figürü hareket ve dinamizm mesajı yüklü bir anlayışla yapılmıştır. Sanatçısının olayı iyi gözlemlemediğini göstermektedir. Figür yüzeyde poz veriyormuş edasıyla durgun bir halde “biblo” görünümündedir. Kabartma derecelendirme yapılırsa; 0,1, 2, 3, 4, 5 aşamalı olarak tanımlanabilir. Sıfır noktası, burcun düz yüzeyi olurken, burun bölümü aslan rölyefinin en yüksek alanıdır. Güzler burun kısmının her iki tarafında Uygur resimlerinde yer alan figürlerdeki gibi çekik gözlüdür. Göğüs bölümüne bir zırh yerleştirilmiş gibi ek kabartma yer almıştır. Aslan figürünün, Askerlik deyimi ile başı dik göğsü ilerdedir. Ön ve arka ayaklar genel anatomik yapıya aykırı bir duruşla kıvrılmışlar, bu durum ya stilizasyonun sonucu ya da sanatçısının gözlem eksikliğinden kaynaklanabilir. Aslanın kuyruğu ejder başı olarak yapılmıştır.



Yedi Kardeş Burcu’nun (İzleyene Göre) Sol Tarafında Yer Alan Arslan Figürü

Burada yer alan aslan figürü diğerinin simetrik biçimi olarak uygulanmıştır. Baş genel olarak gövdeye oranla daha büyüktür. Her ikisinde de perdahlanmış bir taş işçiliği yer almaktadır.



Çift Başlı Kartal Motifi

Yedi Kardeşler Burcu’nun ön yüzünde, Besmele-i erife’nin yer aldığı kitabenin üzerinde bulunan çift başlı kartal motifi, aslan figürlerinin bir anlamda simetrik olarak ikiye bölmüştür. Burcun ortalarında yer alan kartal motifinin üst bölümündeki friz biçimindeki kabartma şeritler ile bir anlamda kitabe, aslan ve kartal motifleri taçlandırılmıştır. Çift başlı kartal motifi simetrik olarak uygulanmıştır. Kanatlarda beş sembolik telek uygulanmıştır. Kartal figüründeki baş, kanat ve pençelerdeki stilizasyon uygulamasına bakılırsa, sanatçısının iyi bir gözlem, tasarım ve uygulayım gücüne sahip olduğu görülür. Tüm bunlar göstermektedir ki; Güzel sanatlar, Hangi zaman ve mekanda olursa olsun, birey ve toplum olarak, bizzat insanın kendine yönelişi, kendi ruh yapısını ortaya koymasını, kendi dert, çile, ızdırap, özlem ve mutluluklarını dile getirmesini temin ederken, bir taraftan da insana ümit, cesaret, şevk ve dayanma gücünü telkin eder.



Evli Beden Burcu

Evli Beden Burcu, Ulu Beden veya Ben-u Sen Burcu olarak da bilinir. Artuklu dönemi eseridir. (1183- 1232). Melik-el Salih Ebu’l-feth Mahmut zamanında yapılmıştır (1208). mimarı Cafer oğlu İbrahim’dir. Burçta toplam 6 aslan motifi rölyefi vardır ve Avrasya hayvan motifleri üslubunu yansıtırlar. Başlarında taç bulunan kanatlı aslan figürlerinin kuyrukları ejder başlı olarak işlenmiştir. Üslup olarak Yedi Kardeşler Burcu ile belirgin özellikler taşır. Evli Beden burcunda da Aslan ve çift başlı kartal motifleri yer almıştır. Bu burçtaki taş işçiliğine bakılırsa bir adım daha önde ince süslemelere girilmiştir. Bu çift başlı kartal motifindeki kanatlarda simgesel altışar adet telek (Kanat tüyü) kullanılmıştır. Evli Beden burcunun ön yüzünde (izleyene göre) sol alt köşede yer alan ve dışa dönük aslan motifi rölyefi dereceli olarak çukur halde işlenmiş yatay dikdörtgen içine alınmıştır. Burç yüzeyinde yer alan tüm aslan motifi rölyefleri ciddi anlamda aşınmış ya da tahrip olmuştur. İnsanlar Çift başlı kartal sembolünü sevmişler; Selçuklu Devleti, Diyarbakır Belediyesi, Dicle Üniversitesi ve diğer bir çok sivil kuruluşlar bu motifi birer amblem olarak kullanmışlardır. Kitabe kuşağının sol başında kanatlı, Ejder başlı kuyruklu aslan motifi rölyefi, görüntüsü ile dinamik bir imaj hissi uyandırmaktadır. Aslan figürü dikdörtgen şeklinde bir taş yüzeyi üzerine işlenmiştir. Kompozisyonun yüzey üzerine dengeli bir biçimde yerleştirildiği söylenebilir. Bununla beraber figürün ejder başlı kuyruğu çerçeve dışına taşırılmıştır. Aslan başı’nın insan başını çağrıştırmış olması, Mısır piramitlerinin önünde yer alan insan başlı aslan heykelleri olan “sfenksleri” hatırlatmaktadır. Güneş doğarken nasıl ilk olarak, dağların tepelerini, daha sonra yüksek binaların damlarını aydınlatıyor ve en sonra, yeryüzünün düzlüklerine ve alçak yerlerine ışınlarını yaymaya başlıyorsa; güzel sanatların yaydığı ışıklar da tıpkı güneş gibi yayılır ve ilkönce yüksek seciyeli, sayıları pek az olan aydın kişilerin ruhlarını ve kafalarını aydınlatır. Evli Beden burcunun üst kısmında yer alan konsollar form inşa bağlamında çok zarif taş işçiliğinin uygulandığı bir alan örneğidir.



Nur Burcu

Selçuklu dönemi eseridir. (1085-1183). Melikşah zamanında yapılmıştır.(1089). Mimarı Selami oğlu Urfalı Muhammed’dir. Kufi (Nebati) yazı ile yazılmış kitabesi ve çeşitli hayvan figürleriyle en zengin burçtur. Kitabe arasında yer alan uzun boynuzlu keçi motifi rölyefi dikkat çekici estetik değerdedir. Yine kitabe arasında yer alan simetrik olarak yerleştirilmiş dört nala koşan at motifi rölyefleri bu dönem heykel sanatında perspektif ve anatomide ne kadar bilgi, gözlem, beceri ve yetenek konusunda bize net belge sunmuşlardır. Kitabenin sol kenarında yer alan güvercin motifi rölyefinin kanatlarındaki beşli telek, yedi kardeşler burcundaki çift başlı kartalın telekleri ile aynı sayıda olması dikkat çekicidir. Hemen alt tarafında yer alan bağdaş kurmuş bir şekilde oturan kısa saçlı, eli ile ayaklarının tutan çıplak kadın rölyefi ise hangi amaçla yapıldığı konusunda fikir yürütmek zordur. Kitabenin sağ tarafında da soldakinin simetrisi olarak uygulanmış kanatları açık ancak bunda altı telek görünen güvercin motifi rölyefinin altında da çıplak kadın motifi yer almaktadır. Ancak antik çağ eserlerinde; çıplak kadın heykelleri-örneğin: Kibele, Bolluk ve bereket tanrısı sembolü olarak kullanılmıştır. Nur burcunda yer alan kitabenin sağ köşesindeki aslan motifi daha belirgin stilizasyona uğratılmış olması yanında sevinç veren bir gülümseme imajı kayda değer bir özelliktir. Nur burcunun sol yüzünde yer alan ancak türü belli olmayan bir yırtıcı kuş, aynı şekilde türü belli olmayan avını parçalamasını konu edinen bir rölyef, büyük ihtimalle mücadele ve güç gösterisini simgelemiştir. Bazı sanat tarihçileri, Alta mira ve Lascaux Mağara resimlerini, hasımına karşı bir üstün gelme tasviri olarak betimledikleri biçiminde yorum getirmektedirler. Buradaki kuş ve avı konusu da bu anlayıştan kaynaklanabilir. Bu olgunun önemli yanı; düşünce duyguların mukim kale duvarlarına bile olsa resimsel bir anlayışla ifade edilmiş olmasıdır.



Selçuklu Burcu

Melikşah dönemi eseridir. Nur Burcu benzeridir. Kufi yazı ile yazılmıştır (1088). Evli Beden Burcu’nun kuzeyindedir. Kitabe üzerinde yer alan simetrik olarak yerleştirilmiş keçi motifi rölyefinde uygulanan uzun boynuzların stilize edilmiş parçalı bölümleri yüzeyin başka bölümlerinde de uygulandığı görülmüştür. Kitabenin sol köşesinde yer alan aslan motifi rölyefinin stilizasyonu olmakla beraber miken sanatında olduğu gibi zarafet açısından daha az özen gösterildiği yorumu yapılabilir. Güvercin olabileceği yorumu yapılabilecek olan kuş figürü rölyefi yine kitabenin arasında yer almaktadır.



Dağ Kapı Burcu

Diyarbakır’da hüküm sürmüş devletlerin hemen tümü, kentin en önemli bölümlerinden olan Dağ kapı burcunun iç ve dış duvarlarına çeşitli işaretler, kitabeler ve armalar koydurmuşlardır. Dağ kapı burcunun çeşitli yerlerinde değişik hayvansal, bitkisel ve motiflerinin rölyefleri yer alır. Bitkisel motiflerin içinde üzüm ve yaprak şekilleri bulunur. Dağ Kapı Harput Kapı olarak da bilinir. Kitabe ve rölyef yönünden en zengin kısmıdır. Yanında Mervani dönemine ait mescit vardır. Kapı civarındaki rölyeflerin çoğu çeşitli zamanlarda yapılan onarımlar sırasında rasgele yerleştirilmiştir. Bunlardan biri Bizans döneminden kalma kitabe parçasıdır. Dağ kapı burcunda yer alan ilginç işlemeli demir kapı eskiden beri sürekli nöbetçiler tarafından akşamları güneşin batışı ile kapanır, doğuşu ile açılırdı. Abbasilere ait güvercin, hayvan ve bitki motiflerindeki stilizasyon alabildiğine naif ve spontane bir biçimde yapılmış oldukları dikkati çekmektedir. Öyle ki bazı hayvan motiflerindeki aşırı naiflik, rölyefin hangi hayvan türüne ait oluğuna dair yorumu zorlaştırmaktadır.

Dünün sanatı geçmişin aynasıdır. Bu günün sanatı da geleceğe en geçerli tarihi belgelerdir. Gelecek çağın insanları bizim bugünkü toplumuzda neler olup bittiğini, bu toplumun başından neler geçtiğini nasıl öğrenecekler?.. Bundan yüz sene sonraki insanlarımıza, bu günleri bizzat yaşamayan evlâtlarımıza her anı başlı başına bir olay olan bu enteresan yüzyılı nasıl ulaştıracağız?.. İşte bu mesajı gelecek nesillere iletebilecek yegane köprü sanattır.

Bir toplum yüce değerlere, güzel sanatlara sahip çıkarak ulaşabilir veya diğer bir ifade ile, güzel sanatları benimseyen toplumlar ulvî özelliklere sahip olabilir. Her bir güzel sanat eseri toplumsal otobiyografidir. Bir toplum ortaya koyduğu veya sahip çıkıp koruduğu güzel sanat eserinin niteliğine göre, kendi otobiyografisini okuyabilir. Meselâ; denilebilir ki, Diyarbakır’da yaşayan toplumların otobiyografilerini Diyarbakır’daki eserlerden okuyabiliriz. Diyarbakır Surları, Ulu Camii, Nebî Camii, Hz. Süleyman Camii, Behram Paşa Camii, Melik Ahmet Paşa Camii, Zinciriye Medresesi, Mesudiye Medresesi, Hatuniye Medresesi, İçkale Artuklu Sarayı, Malabadi Köprüsü, Haburman Köprüsü, Mervânlı Kitâbesi gibi sanat eserleri sanki kulağımıza yüzyıllar ötesinden bir şeyler fısıldıyor.



Sonuç ve Öneri

1- Tarihi estetik değerlere sahip Diyarbakır Surları, içinde bulunduğu Şehri bir “Dünya Kenti” haline getirmiştir.

2- Tarihi estetik değerlere sahip Diyarbakır Surlarını önemli kılan özellikler:

a- İnsanüstü emek tasarım ve uygulayım.

b- Dikkat çekici estetik değerleri üzerinde taşıması.

c- Kitabelerin belgesel özelliği ile beraber, estetik nitelikte olması.

d- Hayvansal motiflerin estetik nitelikte olması.

e- Bitkisel motiflerin estetik nitelikte olması.

f- İnsan motiflerinin estetik nitelikte olması.

3- Tarihi Estetik Değerlere sahip Diyarbakır surlarının dahi ciddi bir şekilde koruma altına alınmalıdır.

4- Surlara özel bir önem ve güzellik kazandıran insan, hayvan ve bitki motifleri ile beraber kitabeler, özel kimyasal maddelerle doğal ve insani şartlardan kaynaklanacak hasarlara karşı koruma altına alınmalıdır.

5- Koruma etkinliği için valilik ve Belediye Başkanlığı ortak çalışması ile Koruma ve güvenlik kadroları oluşturulmalıdır.

6- Diyarbakır’ı bir “Dünya Kenti” haline getiren özellikleri daha etkin bir kampanya ile ulusal ve evrensel bazda tanıtılarak, turizm teşvik edilmelidir.

kaynak:diyarbakır.gov.tr

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::